Enerji Haberleri | Enerji Piyasası | Enerji Sektörü | Enerji Gündemi | Enerji Çalışanları | Elektrik Piyasası - Taşeron İşçiler ve EYT'liler TBMM'nin Kapısına Dayandılar
Rusya'nın Doğalgaz Başkenti
Türkiye Geneli Elektrik Kesintileri
Elektrik Faturanızın Doğruluğunu Kontrol Edin

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

Taşeron İşçiler ve EYT'liler TBMM'nin Kapısına Dayandılar

Taşeron İşçiler ve EYT'liler TBMM'nin Kapısına Dayandılar
Emeklilikte Yaşa Takılanlar ve Taşeron işçiler bugün TBMM Dikmen kapısına dayandılar.
06.07.2014 / 13:11

Enerjimagazin- Emeklilikte Yaşa Takılanlar ve Taşeron işçiler, bugün Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülen Torba yasa için TBMM Dikmen kapısına dayandılar.


Taşeron işçiler, Taşeron çalışmayı yaygınlaştıran Torba Yasa Tasarısı’nı protesto ederken, Emeklilikte Yaşa Takılanlar ise Torba yasaya dahil edilerek mağduriyetlerinin giderilmesini talep ettiler.



Taşeron İşçiler’e Polis Müdahalesi


DİSK/Dev Sağlık-İş Sendikası, ellerindeki “12 Bin Taşeron işçinin sendika üyeliği tanınmıyor!”, Sendika hakkımızı taşerona ve çalışma bakanlığı bürokrasisine etmeyeceğiz!”, Toplu sözleşme hakkımızı istiyoruz, Muvazaa kararları uygulansın” yazılı pankartlar eşliğinde Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülen ve taşeron çalışmayı yaygınlaştıran Torba Yasa Tasarısı’nı protesto için Meclis Dikmen kapısı önünde basın açıklaması yaptı.




Yapılan basın açıklamasında, Hükümetin henüz taşeron işçilerin sendikal haklarını dahi vermediğini belirten sendikacılar, torba yasayla 12 bin işçinin bitirileceğini ve bu nedenle protesto yaptıkları duyurdu.


Açıklama sonrası oturma eylemine başlayan ve yasa geri çekilene kadar oturma eylemini sürdüreceklerini belirterek Torba Yasa Tasarısı'na karşı Meclis önünde çadır kurmak isteyen DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu ve Dev Sağlık-İş Genel Başkanı ve sendika üyelerine polis müdahale ederek, Çerkezoğlu ve 25 kişiyi gözaltına aldı.


Emeklilikte Yaşa Takılanlar: Bu Haksızlığa Bir An Evvel Bir Son Verin!


08.09.1999 Tarihinde çıkarılan 4447 sayılı yasanın yürürlüğe girdikten sonra geriye doğru işletilmesi nedeniyle mağdur olan Emeklilikte Yaşa Takılanlar, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşmeleri devam eden Torba yasaya dahil olmak için TBMM Dikmen kapısı önünde buluşarak mağduriyetlerini haykırdılar.




Yurdun dört bir yanından Başkent Ankara’ya akın eden Emeklilikte Yaşa Takılanlar, Saat 11.00’da Güvenpark'ta buluştular. Ellerinde “Mağdurlardan kurtulamazsınız çünkü biz sizin vicdan azabınız olacağız. Unutma! İlahi adalette zaman aşımı yoktur”, “Emeklilik hakkımız söke söke alırız”, “Ölüm var, kul hakkı var”, “Sen geleceğimize, hayallerimize emekliliğimize haciz koydun. Devlet misin haciz memuru musun anlayamadık”, “Susmayacağız, meydanlarda olacağız gasp edilen hakkımızı almak için meydanlara olacağız” ve “Hükümet uyuma EYT’nin sesine kulak ver” pankartları taşıyan grup buradan TBMM’nin DİKMEN kapısına kadar yürüdü.


Mağduriyetlerini anlatan mektupları geçtiğimiz günlerde tüm Milletvekillerine ulaştıran Emeklilikte Yaşa Takılanlar, burada yaptıkları basın açıklaması ile mağduriyetlerini bir kez daha haykırarak, mağduriyetlerini giderecek yasanın bir an önce çıkarılmasını talep ettiler.



Emeklilikte Yaşa Takılanlar tarafından yapılan basın açıklamasında aşağıdaki ifadeler yer aldı:


Bizler toplumda ‘Emeklilikte Yaşa Takılanlar’ olarak adlandırılan emeklilik için prim gün sayısı ve yılını doldurduğu halde 1999 ve 2002 yıllarında çıkartılan kademeli emeklilik yasası mağdurlarıyız. Yaşa takılan emekli adayları iş başladıkları tarihte erkek için 25 yıl kadınlar için 20 yıl hizmet ile emekli olacağı hayali ile çalışmışlar. Planlarını gelecekleri buna göre dizayn etmişlerdir. Yaklaşık 4,5 milyon insan direkt olarak etkilenmiştir. Kanunların geriye işletilerek hukuk devleti kuralları ihlal edilmek suretiyle çıkartılan bu yasanın büyük bir haksızlık içerdiği çalışma bakanı sn Faruk Çelik’in maç oynanırken kural değişmez bu insanlara haksızlık yapılmış sözleriyle kabul görmüştür.


Bizlere yapılan bu hukuk dışı haksızlıkla ilgili olarak yine başta CHP ve MHP olmak üzere siyasi partiler TBMM’de sık sık kanun tasarılarını gündeme getirmiş olmalarına rağmen ne yazık ki biz EYT mağdurlarının feryatları görmezlikten gelinmiştir


Toplumun böylesine geniş bir kesimi ilgilendiren bu haksızlığın bilinmesi farkındalığının yaratılması ve en önemlisi giderilmesi ile ilgili şahsi katkılarınızı biz sizi seçenler olarak şüphesiz şükranla karşılayacağız. Herkes için hukuk ve adaleti arandığı şu günlerde bizlere yapılan bu hukuk dışı adaletsizliğin giderilmesi de adalet denilen kutsal olgunun sadece parti isimlerinden ibaret olmadığının bir kanıtı sayılacaktır. İşte bu sebeple bu günlerde TBMM’de oylamaya sunulacak torba yasada biz EYT mağdurlarının da yer alması için hükümetten isteğimiz vicdanınızın sesini dinleyerek oldukça uzatılan ve oyalanan bu haklı talebimizi bir kere daha TBMM çatısında değerlendirilerek kısa vadede bir sonuca bağlamanız olacaktır. Devlette devamlılık esastır. Kim hükmedense o mesuldür ilkesine dayanarak, bu yükün ağırlığını iktidar partisi mensubu vekillerinizin taşıdığını bir kez daha hatırlatıyoruz.


Eğer geçmişte bir iktidarın yaptığı yanlış ise bu yanlışı bile bile bu güne kadar düzeltmemiş olmakta aynı derecede yanlıştır.


O nedenle önümüze bakmalı ve yaşanan mağduriyetin giderilmesinin yolu bulunulmalıdır.


İşe girdiği tarihte tabi olduğu mevzuata göre emeklilik için gereken sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayılarını tamamlayan vatandaşlarımıza emekli aylığı bağlanmadığı gibi sağlık sigortası primi ödemekle karşı karşıya kalmışlardır.


Kanunla aranan prim gün sayısını dolduran, dolayısıyla yıllarca gerekli primleri ödemiş olan vatandaşlarımızın, emeklilik yaş haddinin dolmasını beklediği dönemde genel sağlık sigortası primini ödemediği ileri sürülerek sağlık yardımından yararlandırılmaması bir başka haksızlıktır.


AKP hükümeti Emeklilikte Yaşa Takılanların sorunlarını görmezden gelmekte, dertlerini bilmemekte, hallerinden anlamamaktadır.


EYT mağduru bizlerin kimin 5 yıl kimine 7 yıl kimine de 10 yıl yaş vurmuş, bu insanları yaşı nedeniyle kimse işe almıyor, maddi sorunlarından dolayı çocuklarını okutamıyor, ailesinin geçimini sağlayamıyor, eyyy AKP hükümeti, sayın bakanlar bu insanlar ne yerler, ne içerler, hiç düşünüyor musunuz?


Emeklilikte Yaşa Takılanların dertleri erken emeklilik değil haklarını almaktır. Emeklilikte Yaşa Takılanlar AKP hükümetinden bir lütuf beklemiyor. Emeklilikte Yaşa Takılanlar sadaka değil analarının ak sütü kadar helal olan haklarını istiyorlar.


Emeklilikte Yaşa Takılanlar görmezden gelinmemelidir. Emeklilikte Yaşa Takılanlar için bahaneler üretilmemelidir. Bir haksızlığın giderilmemesinin, kazanılmış hakların verilmemesini hiç bir haklı gerekçesi olamaz.


Çalışma bakanı emeklilikte yaşa takılanların yaşadığı mağduriyeti kabul etmektedir. Ancak ‘haklısınız ama alacağınız yok’ anlamına gelen bir politika yönetmektedir. Çalışma bakanı bir nalına, bir mıhına vurmaktadır. Bir taraftan ‘ bizim gündemimizde mali dengeleri bozacak bir düzenleme kesinlikle yok ve sosyal güvenlikle ilgilide olmaz’ derken, diğer taraftanda ‘acaba bir çıkış yolu olabilir mi? Burada bahse konu mağduriyetlerin giderilmesi ile ilgili bir çalışma yapılabilir mi? gibi bize gelen teklifler üzerinde biz çalışıyoruz’ diyerek umut vermektedirler.


Çalışma bakanı net konuşmalıdır. Hükümet net konuşmalıdır. İnsanlarımıza sürekli umut vererek aldatma yolunu terk etmelidir. Seçim hesaplarını bir kenara bırakmalıdır.


Zaten 25 yılı aşkın süre prim yatırmışız, sağlıktan yararlanamıyoruz, yaşınızdan dolayı işte vermiyorlar, makarna, kömür de alamıyoruz diye biz Emeklilikte Yaş Mağdurları’ seçim yatırım yapmasınlar zaten bu derece vatandaşla alay edenlere oy verilmez diyoruz.


Emeklilikte Yaşı Bekleyen bizler yıllardır hakkımızı aramakta, TBMM’den çözüm beklemekte, bu mağduriyetlerin giderilmesini sağlayacak düzenleme yapılmasını istemekteyiz.


Bu itibarla emeklilikte yaşı bekleyen bizlerin yaşadığımız mağduriyetlerin giderilmesi ve karşı karşı ya bulunduğumuz sorunların çözüme kavuşturulması amacı ile bir meclis araştırması açılmasının önemli olduğu kanaatindeyiz.


Anayasanın 60. maddesinde ; ‘herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar’ hükümleri yer almaktadır.


Ülkemizde, anayasal güvence altına alınan sosyal güvenlik hakkı ve bu güvenliğin sağlanmasına yönelik uygulamalar yıllar itibarı ile irdelendiğinde; eşitlik ve adalet ilkesine gerektiği şekilde tesis edilmediği gözlenmektedir. Sosyal güvenlik politikalarını en önemli amaçlarından birisi, insanlar arasında oluşturduğu güvenlik ağları ile toplumsal eşitsizlikle mücadeleyi desteklemektir.


Bu anlamda devlet, tüm bireyler için eşit hak ve yükümlülükler içeren bir sosyal güvenlik sistemi kurgulamakla yükümlüdür. Uygulamada karşılaşılan sorunlara çözüm üretilirken temel bakış açısının sosyal güvenlik hakkından yararlanmayı kolaylaştırıcı ve hak yoksunluklarını asgariye indirgeyen bir bakış açısı olma zorunluluğu vardır.


Bizleri yönetenlere son bir çağrıda bulunmak istiyoruz.


EYYY SEÇİLMİŞ VEKİLLER BİZLERİ DUYUN ARTIK!!!! VE BU HAKSIZLIĞA BİR AN EVVEL BİR SON VERİN!


EMEKLİLİKTE YAŞA TAKILANLAR TÜRKİYE PLATFORMU



Mağdurların eylemlerine çok sayıda Milletvekili de destek verdi.






Bu haber toplam 7552 defa okundu
YORUMLAR
ENGİN TATLITÜRK: 
"AK PARTİYE"
GERÇEKLERDEN OLUMUŞ BİR ÖYKÜ. BİR İŞÇİNİN VATANDAŞLIK SORUNLARI. AK PARTİYE Ülkesini seven sıradan bir Türk vatandaşıydı. Yıllarca hiç ara vermeden çalışmış, çabalamış ama kıt kanaat hayatını idameden başka bir başarı ya da birikimi olmamıştı. Sigorta primlerini bile yatıramamıştı kibir açığı kapatır bu zor günleri atlatırım diye. O vakitte çalışmamış görünüyor ve emekli aylığına hiçbir vakit kavuşamıyordu. Doğru dürüst iş yapmayan küçük bir dükkânı vardı. Dürüst çalışıyor ama işleri rast gitmiyordu. Ne bilecekti zor günlerin hiç gitmeyeceğini. Ülkesinin yöneticileri basiretsiz çıkmıştı. Her gelen iktidar kazığı daha ileri sokmuştu. Asgari ücretler açlık sınırının altına inmişti. Ve ülkenin dörtte biri işsizdi. Sıkı para politikaları, partizanlıklar ve hırsızlıklar ve daha yüzlerce hata ve suiistimaller birleşip her Türk vatandaşı gibi onu da vuruyordu. Der ayı başka bir cambazlıkla tamamlıyordu. Hiçbir şeyi layığı ile yapamamanın ezikliğini yüreğimde hissediyordu. Araba ve ev anahtarı vadeden siyasetçilere evinin anahtarını da kaptırmıştı. Kötü yönetimler; Mutluluğunu, umutlarını, emeklerini ve gençliğini çalmıştı. Halen daha da çalmaktaydılar. Cuma namazından çıkmıştı. Dükkânında Irak’ın ABD tarafından işgalini televizyondan izliyordu. “ Deccal Amerika, Yalanlarla istila ettin. Güya demokrasi getireceksin. Nereye götürdün ki! Sen ancak kan, zülüm ve sömürü götürürsün. Melek maskesinin altındaki şeytan yüzünü herkes gördü artık. Silah satmak için ayrılık, kin tohumu ekip iç savaş çıkarırsın. Bağımsızlık der bütünü lokma yaparsın. Sen niye eyaletleri ayırmıyorsun? Halkın gibi sen de obezsin. İnsanlara çip takma ve dünya hakimiyeti, gizli planlarını biliyoruz. En mutlu günüm; parçalanıp, yaptıklarınızın başınıza geldiği gün olacaktır. Dilerim bütün zalim ve sömürgeci ülkeler tarihten silinir” Diye ekrandan ABD’ye mesaj ve küfürler gönderiyordu. Televizyonda, Cami ve Türbelere yapılan saldırı ve tacizleri gördükçe hiddetinden rengi kararıyor kalbi sıkışıyordu. En zoruna gideni de Iraklı bacılarının dolar karşılığı ABD askerleri ile yatma pazarlığı görüntüleriydi. “ah gizli güçlerim olsa da şu an orada canlı bomba olarak patlasam” diye içinden bütün samimiyeti ile arzuluyordu. Demek ki canlı bombalar böyle umutsuzluklar içinden bir gül gibi bitiyordu. Bir süre sonra kendi acı gerçeklerine döndü. Yapmak istemiyordu ama bütçesi kaldırmıyordu artık. Cambazlık da yetmiyordu geçinebilmesine. Peş peşe ekranda açıklanan zam haberleri, derin düşünce ve kararsızlığına son verdi. Üzüle üzüle eli telefona gitti. Yine düşündü. Elini geri çekti. İntihara teşebbüs edip de beceremeyen insan gibiydi. Nihayetlerden sonra ahizeyi kaldırıp ezberden bir numara çevirdi. - Muratçığım, akşam gel elektriği dümenle. Evi de dümenleyeceksin bu gün. Hoca Efendinin Cuma Namazında verdiği vaaz aklına geldi. Belki de eşeğin aklına samanı o vaaz düşürmüştü: - Ne şekil ve sebep de olursa olsun, çalmak haramdır. Vergi kaçırmayın, Elektrik ve suyu çalmayın. Saatlere ve tartılara hile yapmayın. Düzgün ölçüm yapın ve yaptırın. Ülke ekonomisi darda. Meslek ve işlerinizde harama yönelmeyin. Çalmayın, çalmayın, çalmayın. Diyordu Hoca Efendi. Haksızlığa köpüren yapısı ile birden celallendi: - Üç asgari ücretli maaşı alırsın. Lojmanda oturursun, kira, elektrik, su, yakıt ödemezsin. Cami ve kiliseler de öyle. Devlet kadın satsın, beni siksin ödesin paraları senin için fark eder mi? Tuzunuz kuru. Zekât, fitre, sadaka veremiyorum. Bütün vergilerim cezalı hatta haciz aşamasında. Hiç kurban kesemedim. Eve et kurbandan kurbana girer. Şimdilerde o da kemik geliyor. Hiçbir zaman doğru dürüst giymedik, yemedik, gezmedik. İlaç param yok diye antibiyotik alamadım ve şişen bademciklerde suyu zor yutuyorum. Çalmasam suyum da elektriğim de kesilecek. Eski makbuzlar dururken yeni zamlar geldi. Yıkanamayacak, su içemeyecek, karanlıkta kalacağız. Geridekiler dert olmasa hapis bu hayattan iyi. Para mı basacağım, gasp mı yapacağım, cinayet mi işleyeceğim çalmayıp da? Açım aç. Açın onuru da namusu da olmaz. Sizin Allah’ınız yok mu? Adamı dinden imandan etmeyin. İnsan olun da vatandaşı çalmaya mecbur etmeyin. Kafasındaki isyan kanı dağılınca Rabbi’ne el kaldırdı: - Affet Allah’ım. Şikâyetim sana, isyanım düzenedir. Kötü doğmadım sonradan oldum. Bir şeyleri yapıyorsam ağır tahrik değil hayati mecburiyet var Allah’ım. Yahudi’den mi, Japon’dan mı, Cani’den mi, Alman’dan mı, kimden daha az çalıştım? Kimde emeklerim? Suçum Anadolu da doğup Türk olmak mı? Artık yapılacak bir şey yoktu. Ya devlet kendine gelecek ya toplum bozulmaya ve isyana yönelecekti. Siftahsız geçen günde tek karı akşam kaçağa bağlattığı elektrik ve suları olmuştu. Ama o, kaçaktaki enerjileri bile parasını ödüyor gibi kısıtlı kullanıyordu. Çünkü o namuslu bir hırsızdı. İnsanlar avlanırken bile katliam yapıyordu oysa hayvanlar tok olunca avlanmıyordu. İnsan tok da olsa çalabilirdi. O tür insanlar geldi aklına ve ürperdi “Devletim beni sömürmesin, sömürtmesin ve doyursun; gene çalarsam İdam etsin” dedi içinden. Aspiratör, ütü, elektrikli ısıtıcı ve tost makinesi gibi zaruri olmayan aletleri kullanmıyordu. Televizyon, buzdolabı, çamaşır makinesi ve floransan lambaları kullanıyordu. İçine haram giren ürünlerle nasılda huzurlu oruç tutacak, çalıntı suyla abdest alıp namaz kılacaktı nasıl? Yıllarca devletten bir şey almamış hep vermişti. Ya dükkân da kapanırsa kırk yaşından sonra nasıl iş bulacaktı bu ülkede. Zamanın başbakanı Bülent Ecevit’in önüne yazarkasasını fırlatan esnaf gibi ses getiren bir eylem ya da daha fazlasını yapacaktı her halde. Umudun bittiği yere gelmemek için dua ediyordu ama her şey içini acıtıyordu. Sorunlarına bulduğu çözümler onu mutlu etmiyordu. O artık refah ve huzur istiyordu. Doğru dürüst uyumuyordu. Uyusa da fukaranın rüyası da fakir oluyordu. Her gün bir soru sorma hakkı olsa başbakana “ Aç insan özgür ve mutlu olabilir mi ve mezarda mı rahat yüzü göreceğiz?” diye sormak isterdi her gün. Bir soru da ben soruyorum Şu anki Başbakan’a: Sayın Başbakanım; Emekçi ve halk aç ve perişan yatarken ve yaşarken, Siz bu durumu değiştirmek için daha ne kadar sene koltuğu işgal edeceksiniz? Ve neden hiç kimse başaramıyor diye araştırdınız mı? YAPILAN İYİLEŞTİRMELERİN KAPLUMBAĞA HIZIYLA İLERLEDİĞİ ORTADA DEĞİL Mİ? ACİLEN ASGARİ ÜCRETİN BİN LİRANIN ÜZERİNE ÇIKMASI GEREKMİYOR MU? GEÇMİŞİN SUÇUNU SİZE MAL ETMİYORUM AMA FAKİRLİK HALKIN CANINA YETTİ GARİ. KOMŞUSU AÇKEN TOK YATAN BİZDEN Mİ? Üç zorlu sorunun var. Fakirlik, işsizlik ve terör. Ak partinin acilen buna odaklanmasını bekliyoruz. Önce terör diye bir sıralamayı da kabul etmiyoruz. Yepyeni bir anayasa beklerken bu budanmış anayasa paketine de kerhen EVET diyoruz. Engin Tatlıtürk.
27.06.2014 / 14:23


YAZARLAR